9 Mayıs 2015 Cumartesi

Yazmasam...

"Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."



- Haritada Bir Nokta, Sait Faik Abasıyanık.

13 Nisan 2015 Pazartesi

İlk Şair Aşkım 101 yaşında...




















Bir Garip Orhan Veli

İstanbul’da Boğaziçi’nde 
Bir garip Orhan Veli’yim
Veli’nin oğluyum
Tarifsiz kederler içindeyim
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum
Başıma da konuyor martı kuşları
Gözlerimden boşanır hicran yaşları
Edalım…
Senin yüzünden bu halim.
Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama
El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne
Boynuna vebalim
Bir garip Orhan Veli’yim


Rumeli Hisarı’na oturmuşum 
İstanbul’un mermer taşları 
İstanbul’un orta yeri sinema 
Sevdalım… 
İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim 

- Orhan VELİ

3 Aralık 2014 Çarşamba

Şenpa Sendromu "Kalmayı Öğrenmek" -3-

Pema Chödrön’ün “şenpa” kavramı üzerine...

Asla kökenine varamayız, dün akşam bahsettiğim uyuz gibi. O olayda söz konusu olan köken, sahiden huzursuzluğu deneyimlemektir. Kaşıntıyı deneyimlemeliyiz. Şenpayı deneyimlemeliyiz, ondan sonra, bunu dışa vurmamalıyız.

Dışa vurmama işine kaçınmak diyeceğim. Ayrıca, ruhsal öğretilerde buna “feragat” de denir. Bu ilginçtir, çünkü, feragat için kullanılan Tibet sözcüğü “şenluk”tur ve “şenpanın altını üstüne getiren” anlamına gelir. Feragat, yiyecekten, ya da seksten, yahut ilişkiden, veya, her ne ise ondan feragat etmeyi kastetmez. Şu terim vardır: bu hayata bağımlı olmamak, dünyevi şeylere bağımlı olmamak. Gerçekten, şeylerin kendileri değildir söz konusu olan, şenpadır burada bahsedilen. Feragat edeceğimiz şey ya da kaçınacağımız şey şenpanın kendisidir.




Feragat, şenluk, şenpayı alt üst eden anlamına gelir, ya da onu sarsalayan. Garip olan şu ki, şenpayı hakikaten terk etmenin yolu yoktur. Biri size belli bir şekilde bakar veya, haydi yalnızca yüzleşirsek, belli bir şarkı duyarsınız, belli bir koku duyarsınız, belli bir odaya girersiniz, ve bum! Hele de travmatik temeli bulunuyorsa. Ve bilirsiniz ki, onun şimdiyle hiç bir alakası yoktur. Yine de, o oradadır işte: o istemsizcedir.

resim: Filiz Unat

17 Kasım 2014 Pazartesi

sayıklamalar

pek çok meditatör bilir...
"hey! o kadar çalışıyorsun da; pek değiştiğin söylenemez. neye yarıyor? hem aya mı gideceksin sonunda? sonu neye varacak?"
deyiverir birileri.

böyle bir şeyi ilk duyduğunuzda şunlardan biri içinizden kabarabilir:
"haklı olabilir mi? neye çabalıyorum ki?"
"dışardan anlamasan da olur. içimi bir ben biliyorum. gittikçe daha barışıyorum... seninle bile!"
"yalan değil! ancak bunca çalışırsam senin durumuna gelebiliyorum dostum. maalesef."
"ben neden bunu farkedemedim?"
"bilmiyorum."
...
varılacak bir yer var mı? o ay mı? amaç mı? aydınlanma mı? amaç, demek umut demektir. öyleyse an'da varolmanın mümkünatı yok.
şu an sorularını algılıyorum;
galiba entellektüel cevaplar üretiyorum;
sana cevap versem?.. vermesem?..

artık an'da değilim.

an'da olursam... ay'dayım.
an'da olursam... güneş'teyim.
an'da olduğumda... kalbimdeyim.
an'da olabilirsem... ne olur bilmiyorum.
an'dayken... olduğum gibiyim; seni olduğun gibi görüyorum; her şeyi tam olduğu gibi görebilirim...


foto: umâ