17 Kasım 2014 Pazartesi

sayıklamalar

pek çok meditatör bilir...
"hey! o kadar çalışıyorsun da; pek değiştiğin söylenemez. neye yarıyor? hem aya mı gideceksin sonunda? sonu neye varacak?"
deyiverir birileri.

böyle bir şeyi ilk duyduğunuzda şunlardan biri içinizden kabarabilir:
"haklı olabilir mi? neye çabalıyorum ki?"
"dışardan anlamasan da olur. içimi bir ben biliyorum. gittikçe daha barışıyorum... seninle bile!"
"yalan değil! ancak bunca çalışırsam senin durumuna gelebiliyorum dostum. maalesef."
"ben neden bunu farkedemedim?"
"bilmiyorum."
...
varılacak bir yer var mı? o ay mı? amaç mı? aydınlanma mı? amaç, demek umut demektir. öyleyse an'da varolmanın mümkünatı yok.
şu an sorularını algılıyorum;
galiba entellektüel cevaplar üretiyorum;
sana cevap versem?.. vermesem?..

artık an'da değilim.

an'da olursam... ay'dayım.
an'da olursam... güneş'teyim.
an'da olduğumda... kalbimdeyim.
an'da olabilirsem... ne olur bilmiyorum.
an'dayken... olduğum gibiyim; seni olduğun gibi görüyorum; her şeyi tam olduğu gibi görebilirim...


foto: umâ



12 Kasım 2014 Çarşamba

"Şenpa Sendromu" Kalmayı Öğrenmek -2-

Pema Chödrön’ün “şenpa” kavramı üzerine...

Eğer pratiğini yapan birisi varsa, ve herkes kendi üzerinde çalışıyorsa, mesela manastırda olduğu gibi, harika bir durumumuz vardır, çünkü herkes bununla çalışıyordur. “Şenpanı gördüm!” demenize gerek kalmaz. Ki, böyle yaptığınızda, size saldırmaları muhtemeldir. Pek bir kimse de, onun illa gösterilmesinden hoşlanmaz.
Bununla beraber, kimileri şöyle başlayabilir, “Bende görürsen, kulak memeni çek, ya da herhangi bir şey”- ve sıklıkla partnerler birbirleriyle bunu yapacaklardır- “ve ben de sende görürsem aynısını yapacağım. Veya, sen kendinde görürsen, ben de bunu yakalayamadıysam, ufak bir işaret çak, böylece o tartışmayı sürdürmenin belki de zamanı olmadığını anlarız.” Her zaman tartışmaya devam etmeme gibi bir lüksünüz olmaz, ama en azından biraz olsun prajnanız vardır, egonun karışmadığı saf görüş, ilişkiyi neyin şifalandıracağına ve alan açacağına dair.


Egodan temelini alan, alışkanlık, ise tam tersidir. Her şeyi daha beter eder. Egonun tanımlarından biri şudur: her şeyi daha beter yapan. Çünkü, alanı kendi tarzınızda doldurmak için, bir dürtü hissedersiniz, ya parmağınızla işaret eder, ya da benim tarzımda ortalığı sakinleştirmeye çalışır, ve o noktada her şey durumu daha da beter eder, genellikle.
Bir şekilde, belli bir kaşıma şeklini denkleme dökmeden nasıl alan açılacağını öğrenmek önemlidir.

Bu sebeple şenpanın hakikaten imdada yetişen bir öğreti olduğunu düşünüyorum. O sıkışmadır, o dürtüdür... o, hani şu, dürtüdür. Bu dürtü. Hakikaten bir sürü müptelalıklarınız olduğunu size gösterir, hepimizin müptelalıkları olduğunu. Arka-planda, sabit bir derin zorlanma vardır, belki huzursuzluk, ya da rahatsızlık, yahut sıkıntı.  Ve böylece, o huzursuzluğu dindirmek üzere bir şeyler kullanmaya başlarız.




Mesela, yemek gibi, ya da alkol, ya da uyuşturucu, ya da seks, veya çalışma, yahut alış-veriş, gibi bir şey, her ne yaparsak, belki de ölçülü olsaydı çok zevkli olurdu – yemeğinizi yerken bundan zevk almak gibi. Aslında, ölçülü olduğunda lezzetin derin takdiri vardır, ve hayatınızda buna sahip olmanın bir şans olduğunun. Fakat, bu şeyler bağımlılık özelliğiyle doludur, çünkü, bize konfor getireceği fikriyle onları güçlendiririz. Şu huzursuzluğu gidereceklerdir.
---

Fotoğraflar: Umâ